Geçtiğimiz ay Paris’te düzenlenen “Anti Aging Tıbbı Dünya Kongresi” dünyanın dört bir yanından katılımcıların yeni bilimsel yaklaşımları tartışmalarının yanında, herzamanki gibi konsept ve terminolojinin de irdelenmesine sahne oldu. Geçtiğimiz yılın sonlarında, prestijli bir tıbbi periyodik olan JAMA dergisinde anti-aging amaçlı hormon kullanımının doğuracağı sonuçlar ele alınmış ve buna tüm uluslararası anti-aging toplulukları tepki göstermişti. Geçtiğimiz kongrede ise bu konuda bir konsensusun sağlandığı anti-aging otoritelerinin de hormon yerine koyma tedavisinin ancak eksiklik bulunması durumunda yapılması gerektiğini, hormon kullanımının yararları kadar kuvvetle vurgulamalarıyla ortaya çıkmış oldu.
Yine geçtiğimiz kongrenin hemen öncesinde Businessweek dergisinde yayınlanan ve B.W. Türkiye’de de yer alan özel dosyada büyük bir hızla gelişmekte olan bu sektörün gerçekte yalnızca bir hayal mi vaad ettiği sorgulanıyordu. Dergide irdelenen yüksek maliyet ve bilimsel belirsizlikler konuları kadar, alınan başarılı sonuçlar ve kaydedilen gelişmelerin de altının çizilmesi bu konuda tartışmaların süreceğinin ama sektörün gelişip büyümeyi de sürdüreceğinin kanıtı gibiydi. Bu sayfada her zaman vurgulamaya çalıştığım gibi, çok fazla tıp branşını yakından ilgilendiren ve insanlık tarihinin en önemli hedeflerinden biri olan böyle bir konuda tüm bu tartışmaların olması da doğal ve yararlı.
Sektörel gelişimin en iyi göstergesi ise sergi alanıydı. Katılımcıların çoğunluğunu yine kozmetik ürünler, dermatoloji ve estetik cerrahiye yönelik cihazlar oluşturmakla birlikte, besin takviyeleri, doğal ürünler eskisine oranla artış göstermişti. Hatta asya kökenli tedavi tekniklerinin ve Medikal SPA’ların franchising vermeye başladıklarını görmek mümkündü.
Bilimsel oturumlar da önümüzdeki sayılarda ele alacağım bazı yeni uygulamalar ve tartışmalara sahne oldu. Kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu olarak önerilen bazı besin takviyelerinin listesi genişlemiş, menapoz konusu ağırlığını korurken, geçtiğimiz yılların flaş konsepti “metabolik sendrom” tamamen ortadan kalkmıştı. Önümüzdeki günlerde çok yoğun biçimde izleyeceğimiz en önemli tartışmalardan biri ise başta Michel Montignac olmak üzere bazı tanınmış isimlerin inek sütü ve bundan yapılan peynir, yoğurt gibi süt ürünlerinin tüketilmesindeki sakıncaları ısrarla dile getirmelerinden doğacak gibi görünüyor.
Kişisel görüşüm bu tartışmaların ve karşıt görüşlerin gelişime katkı sağlayacağı yönünde. Şu aşamada ise belki “anti-aging” kavramının yerine de “healthy-aging” yani “sağlıklı yaşlanma” kavramını kullanmak daha doğru.