1inci Avrupa Anti-Aging Tıbbı ve 16ıncı Menopoz, Andropoz, Anti-Aging Kongresi 18-21 Ekim tarihlerinde Viyana’da yapıldı. Bu yıl Avusturya’da Mozart’ın 250inci doğum günü yıl boyu süren etkinliklerle kutlanmakta. Kongrede de sanki, 250 yaşındaki Mozart bıraktığı eserleriyle gerçek anti-aging in nasıl olabildiğini kanıtlamıştı da sıra araştırmacıların ortalama insan ömrünü nasıl yüzlü yaşlara getirebileceklerine dair mütevazi hedeflerine yönelik çalışmalarını sunmaları kalmıştı geriye. Hedef mütevazi idi belki ama gelinen yol bundan fazlası için bile ümit verici idi.
Kongre sırasında tartışılan birbirinden ilginç ve yeni gelişmeleri önümüzdeki sayıdan itibaren aktaracağımdan burada anti-aging’i kavram ve hedefleri bakımından tekrar irdelemeği yararlı buluyorum. ”Karşı yaşlanma” olarak çevirebileceğimiz bu terim, tıp biliminin başlangıcından bu yana en önemli amaçlarından olan, yaşlanmanın ve buna bağlı hastalıkların geciktirilmesini, mümkünse önlenmesini ve bu sayede insan ömrünün uzatılması ve yaşam kalitesinin artırılmasını ifade ediyor.
Hastalıklarla savaşımın en ideal şeklinin hiç hastalanmamak olduğunu öteden beri vurgulamakta ve bu konuda modern tıbbın yol gösterici faaliyetlerine “koruyucu hekimlik” demekteyiz. Bu kavramın elbette çevre ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi gibi önemli sosyoekonomik komponentleri var ama günümüzde insan sağlığı ile ilgili modern tıbbın ve dolayısıyla insanlığın hedeflerine baktığımızda çıtanın bir hayli yükselmiş olduğunu farkediyoruz.
OECD’nin 2005 yılında yayınladığı bir bildiride insan ömrünün uzamasının dünya genelindeki işgücü arzı üzerindeki etkileri irdeleniyor. Özellikle kadınlarda ömrün son 150 yıldır her on yılda yüzde 2.4 oranında artmış olması en dikkat çekici vurgulardan biri. Buradaki veriler ışığında bir projeksiyon da yapılmış ve 2300 yılında insan ömrünün Batı Avrupa’da 106 yıl; Amerika’da 98 yıl; Asya’da 96 yıl; Afrika’da 92 yıla ulaşmasının beklendiğine dikkat çekilmiş. Şu anda ABD’de ömür beklentisi kadınlar için 80.1 yıl, erkekler için 74.8 yıl olarak bildirilmekte.
Bir insanın ömrünü yüzde 25 oranında ebeveynlerinden kalıtılan genetik özelliklerin belirlediğine inanılıyor. Bunun dışında ise stres, çevre, beslenme, yaşam tarzı, bağışıklık sisteminin gelişimi diğer önemli faktörler. Bu yüzden de insan ömründeki uzama trendini sağlayan en önemli faktör tıp alanındaki gelişmeler olarak ortaya çıkıyor. Günümüzde uygulama alanı giderek artan anti-aging ise bunu ivmelendireceğe benziyor. Son derece kapsamlı bir uygulama olan anti-aging multi disipliner bir çalışma gerektiriyor. Dermatoloji, Plastik Cerrahi, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Endokrinoloji, Metabolizma, Beslenme, Nöroloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Psikiyatri, Farmakoloji, Kardiyoloji, K.B.B., Aile Hekimliği, Geriatri, Üroloji, Reprodüktif Endokrinoloji, Oftalmaloji uzmanları ve diş hekimleri bu konuda işbirliği yaparken, güçlü bir laboratuar desteğine de ihtiyaç duyulmakta. ABD’de anti-aging tıpta yeni ve ayrı bir üst uzmanlık dalı haline gelmiş durumda.
Geçtiğimiz Mayıs ayında Paris’te yapılan Anti-Aging Dünya Kongresi öncesinde Businessweek dergisinde yayınlanan ve B.W. Türkiye’de de yer alan özel dosyada büyük bir hızla gelişmekte olan bu sektörün gerçekte yalnızca bir hayal mi vaad ettiği sorgulanıyordu. Dergide irdelenen yüksek maliyet ve bilimsel belirsizlikler konuları kadar, alınan başarılı sonuçlar ve kaydedilen gelişmelerin de altının çizilmesi bu konuda tartışmaların süreceğinin ama sektörün gelişip büyümeyi de sürdüreceğinin kanıtı gibiydi. Bu sayfada her zaman vurgulamaya çalıştığım gibi, çok fazla tıp branşını yakından ilgilendiren ve insanlık tarihinin en önemli hedeflerinden biri olan böyle bir konuda tüm bu tartışmaların olması da doğal ve yararlı. Kişisel görüşüm bu tartışmaların ve karşıt görüşlerin gelişime katkı sağlayacağı yönünde. Şu aşamada ise belki “anti-aging” kavramının yerine de “healthy-aging” yani “sağlıklı yaşlanma” kavramını kullanmak daha doğru.