Oksidatif stres
terimi yazılı ve görsel basında o kadar çok yer alıyor ki, her geçen gün daha
fazla insan bundan korunmak için olsa gerek "antioksidan" maddeler
kullanmaya başladı. Bu durum ister istemez acaba bu maddeler bilinçli yani yerinde
ve doğru olarak kullanılıyor mu sorusunu akla getiriyor. Bunun için öncelikle
bu oksidatif stres nedir, bildiğimiz stresten farklı bir kavram mıdır, oksidatif
stresimizin düzeyi nasıl ölçülebilir, hangi antioksidan maddeler ne kadar kullanılmalıdır,
bunların yan etkileri var mıdır sorularının cevaplarını bilmek gerekiyor.
Bir kere oksidatif stres bizim günlük hayatımızda kullanageldiğimiz stresten
farklı bir şey. Ayrıca hücresel düzeyde bir dizi reaksiyonu ve bunun sonucunu
ifade ediyor. Şimdi, terminolojiyi yerine oturtabilmek açısından bazı kavramlara
değinmek istiyorum. İnsan vücudundaki normal hücresel reaksiyonların bir kısmı
yada bazı dış etkenler, reaksiyona giren atomların yörüngesindeki elektronlardan
birini kaybetmesine yol açarlar. Bunlara "serbest radikaller" denmektedir.
Biyolojik sistemimizde en çok kullanılan moleküllerden biri olan oksijenin içinde
bulunduğu serbest radikallere de "Reaktif Oksijen Radikalleri" denmektedir.
Normal vücut fonksiyonları sonucu ortaya çıkması kaçınılmaz olan bu maddelerin
miktarındaki artış istenmeyen reaksiyonlara ve hücrelerin yıpranmasına daha
genel anlamda ise yaşlanmasına yol açmaktadır. İşte serbest oksijen radikallerinin
bu zararlı etkilerine "Oksidatif stres" adı verilmekte.
Yazımın başında sıraladığım diğer soruların cevaplarını da Marmara Üniversitesi
Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı ve Serbest Radikaller Derneğinin
kurucusu Prof. Dr. Ahmet Suha Yalçın şöyle veriyor: "Serbest radikaller
reaktif yapıları nedeniyle hücrelerde ve dokularda pek çok zarara yol açarlar.
Oksijenli yaşamla birlikte oksijen kaynaklı radikallerin oluşumu artmış ve oksidatif
hasarı engelleyici antioksidan savunma sistemleri gelişmiştir. Sağlıklı kişilerde
serbest radikaller ile antioksidan savunma sistemi arasında bir denge vardır.
Radikal üretiminin aşırı artması ve/veya antioksidanların azalması oksidatif
stres olarak adlandırılan duruma neden olur. Oksidatif stresin uzun süre devamı
çeşitli patolojilere ve hastalıklara yol açar."
Prof. Yalçın bunları "Son yıllarda yapılan çok sayıda araştırma, serbest
radikallerin birçok hastalığın etyolojisinde (inflamasyon, kardiyovasküler hastalıklar,
nörodejeneratif hastalıklar, kanser, diyabet, gut, böbrek hastalıkları, solunum
sistemi hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları v.d.) rol aldığını ortaya
koymuştur." diyerek açıklarken, oksidatif stresin düzeyinin tesbiti konusunda
da: "Serbest radikallerin doğrudan ölçümü için ESR, kemilüminesans ve enzimsel
yöntemler kullanılmakta, bu yöntemler deneysel modellerde ve kontrollu sistemlerde
iyi sonuç vermektedir. Serbest radikallerin doğrudan ölçümünün zorluğu, araştırıcıları
lipit, protein ve nükleik asitlerde oksidatif stresin neden olduğu hasar sonrası
ortaya çıkan ürünlerin ölçümüne yöneltmiştir. Antioksidan savunma sisteminin
ölçümü için de çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Ancak, her şeye rağmen serbest
radikal düzeylerini ölçebilen ve hastalıkların tanısında kullanılabilecek güvenilir
göstergelerin arayışı sürmektedir." demekte.
Sonuç olarak, akılda tutulması gerekenleri " 1. Oksidatif stres miktarını
kesin olarak ölçebilen bir yöntem bulunmamakla birlikte bunun derecesiyle ilgili
fikir verebilecek deneysel metodlar mevcuttur. 2. Vücudun kendi antioksidan
savunma sistemi de vardır ve önemli olan hem oksidatif stres düzeyinin hem de
antioksidan savunma düzeyinin birlikte ölçülebilmesidir. Ve 3. Ancak yüksek
oksidatif stres ve düşük antioksidan kapasite varlığında antioksidan kullanımı
gerekli ve yararlıdır." şeklinde sıralamayı yararlı buluyorum.
OKSANTE
Anasayfa'ya dön >
Oksante A.Ş. Diagnostik ve Klinik Hizmetler
Direktörü Dr. Hakkı Kumuşoğlu'nun
basında çıkan yazıları:
Hülya Dergisi - De Novo Köşesi
- GÜNEŞİN ZARARLI ETKİLERİYLE YIL BOYU MÜCADELE - Eylül
2008
- AC-11 CİLT YAŞLANMASINA KARŞI - Nisan 2008
- GÜNEŞ IŞINLARI VE YAŞLANMA - Mart 2008
- OKSİDATİF STRES - Şubat 2008
- İNSÜLİN DİRENCİ VE ÜREME SAĞLIĞI - Ocak 2008
- MEDİKAL ESTETİKTE IŞINLAR – Şubat 2007
- MEDİKAL ESTETİKTE GÜVENİLİR ENERJİ KAYNAĞI: RADYO FREKANSI
– Ocak 2007
- KRONOBİYOLOJİ – Aralık 2006
- AVRUPA ANTİ – AGİNG KONGRESİ ve MOZART’IN 250. DOĞUM
GÜNÜ – Kasım 2006
- REFLÜ : BASİT BİR ŞİKAYET Mİ YOKSA HASTALIK MI? – Ekim
2006
- TEDİRGİN BEKLEYİŞTEN YÖNETİLEBİLİR YAŞAM SÜRECİNE : MENOPOZ
– Temmuz 2006
- DÜNYADAN ANTI - AGING TARTIŞMALARI – Mayıs 2006
- DİŞLERİNİZE “ANTI-AGING” – Nisan 2006
- MENOPOZ VE SOYA – Ocak 2006
- TÜRKİYE’NİN İLK Anti – Aging KONGRESİ – Aralık 2005
- KARŞI YAŞLANMA VE UZUN ÖMÜR – Kasım 2005
- SAĞLIKLI YAŞAM VE GENETİK – Ekim 2005
- KORUYUCU HEKİMLİK’TEN KORUYUCU GENETİK’E DEĞİŞEN KAVRAMLAR
– Eylül 2005
- YAYGIN GECE RAHATSIZLIĞI : HORLAMA – Mayıs 2005
- OSTEOPOROZ VE GENETİK YATKINLIK – Şubat 2005
- STATİNLERİN ARTAN ÖNEMİ – Eylül 2004
- SAĞLIKLI TATİLLER – Haziran 2004
- KORUYUCU HEKİMLİK VE FARMAKOGENETİK – Mayıs 2004
- GENETİK PROFİLİNİZ VE SİZE ÖZEL İLAÇ TEDAVİSİ – Nisan
2004
- GÜZELLİK VE ESTETİK AMAÇLI UYGULAMALARDA AB STANDARTLARI
– Eylül 2003
- KÖK HÜCRELER : UMUDUN YENİ ADRESİ Mİ ? – Haziran 2003
- RAHİM AĞZI KANSERİ VE HPV ENFEKSİYONU : VİRÜSLER HER
TAŞIN ALTINDA – Eylül 2002
- KOZMETİK DERMATOLOJİ’DEN ANTI-AGING’E TIPTA YENİ AÇILIMLAR
– Ağustos 2002
Hülya Dergisi, Milenyum ve Biyoteknoloji Köşesi
- ÇAĞIN BİLİMİ ÇAĞIN VEBASINA KARŞI – Haziran 2002
- MEME KANSERİ : RİSKİN BİLİNMESİ VE ERKEN TANI – Temmuz
2002
- MEME KANSERİ : GENETİK FAKTÖRLER – Ağustos 2002
- MEME KANSERİ : TEDAVİ VE GENETİK ANALİZLER – Eylül 2002
- TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER VE GENETİK FAKTÖRLER – Ekim 2002
- KISIRLIKTA ERKEK FAKTÖRÜ VE GENETİK ANALİZLER – Kasım
2002
- KAN HASTALIKLARI VE GENETİK ANALİZLER – Ocak 2003
- KALP – DAMAR HASTALIKLARI VE GENETİK ANALİZLER – Nisan
2003