Doğduğumuzda vücudumuz; nasıl canlı kalıp, nasıl gelişeceğini ve ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını bilerek doğar. Bu bilgi her bir hücremizdeki DNA moleküllerinde şifreli olarak yer alır. DNA'mızın bu, sürekli kendini yenileme, yeni hücreler yeni aktif proteinler üretme faaliyeti her bir hücremizde ve her an devam eder. DNA'mız ilk ve sağlam hali ile kaldığı sürece kendinin sağlıklı kopyalarını üreterek, fonksiyonlarını tam yapan biyo-aktif proteinler sentezler, sağlıklı yeni hücreler oluşur ve yaşam sorunsuz devam eder. Bu sürekliliği sağlamak için her canlının vücudunda DNA hasarlarını tamir eden bir koruyucu mekanizma bulunmaktadır. Ancak DNA'larımızdaki bu doğru şifre yıllar içinde maruz kaldığımız iç ve dış etkenlerle hasara uğramaya başlar. Bu tamir mekanizmamızın artan zararlılar ve hasarlar karşısında yeterli olamadığı zaman da yaşlanma, yaşa bağlı hastalıklar, karşımıza çıkmaya başlar. Hasarlı DNA, hatalı ve iş görmeyen proteinler üretmeye başlar. Vücudumuzdaki hücreler kendilerini yenileyemez, hatta hatalı ve zararlı hücreler ortaya çıkmaya başlar. Devamında yaşlanma, hastalıklar, kanser kendini gösterebilir.
İşte bu sayfada biyolojik yaşlanmanın nedenleri olarak sıklıkla vurguladığımız oksidatif stres, diyabet ve metabolik sendrom gibi iç faktörler yanında; hava kirliliği, soluduğumuz havadaki hidro-karbonlar, sigara dumanı,ultraviyole ışınları, yiyeceklerde bulunan toksinler, (kimyasal koruyucular, aflatoksinler), özellikle fast-food gıdalardaki doymamış yağlar, emosyonel stres, kötü beslenme alışkanlıkları, alkol kullanımı, hareketsizlik veya çok fazla yıpratıcı bilinçsiz egzersiz etkisini sıklıkla DNAmızın kendini tamir yeteneğini bozarak gösterir.
Yaşlanmanın ilk olarak farkedilmesine ciltteki etkiler neden olduğundan, günümüzde bilimsel araştırmalar DNA hasarının önlenmesi yada DNA tamirine yönelik ajanların kozmetik amaçlı kullanımı konusunda yoğunlaşmıştır.
Bu konuda bilgisine başvurduğum OKSANTE R&D, Farma ve Biyomedikal Direktörü Dr.Yaman Er, aynı zamanda Türkiye Serbest Radikaller ve Antioksidanlar Derneği'nin de yönetim kurulu üyesi. Dr. Er "Temel cilt bakımı ile cilt altının, yani dermisin onarılması, beslenmesi ve güçlendirilmesi ancak dermise kadar inebilen bakım ürünleri kullanmakla mümkün olur. Bunun için vücudun doğal DNA onarımına destek olarak, yaşlanmayı geciktiren ve kalıcı yaşlılık belirtilerini azaltan yeni nesil anti-aging ürün dönemi başlamıştır. Bir "Yeni Nesil" anti-aging ürünün formülünde dermise istenilen konsantrasyonlarda inebilen özel kozmetik bileşenler bulunmalıdır. AC-11, Pepha-Tight ve BV-OSC bunlara örnektir. Bunlardan AC-11'in vücudun doğal DNA onarım kapasitesini desteklediği, tümör hücrelerini azalttığı, bağışıklık sistemini güçlendirdiği gösterilmiştir. " diyor.
Peru'da ve Yağmur Ormanları'nın zor doğal koşullarında yaşayan yerli kabilelerin 2.000 yıldan fazla süredir yaralanmış, genel durumu zayıflamış savaşçılarını veya yaşlılığa bağlı hastalıklar nedeniyle acı çeken yaşlılarını tedavi etmek için Uncaria tomentosa ekstresini kullandıklarını anlatan Dr.Er, günümüzde hemen hemen aynı yöntemle ancak modern koşullarda elde edilen AC-11'in kullanıldığı kinik çalışmaların, hayvan ve hücre kültürü çalışmalarının bu etken maddenin inanılan etkilerini bilimsel olarak doğruladığını belirtiyor.
"AC-11 DNA tamirini hızlandıran ve aynı zamanda güçlü anti-oksidan etkili bir doğal maddedir. AC-11'in cildimizi yaşlandıran en önemli unsur olan ultra viyole ışınların yol açtığı hasarları ışın alırken azalttığı sonra da onarılmasına yardımcı olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle temel cilt bakımında ve solaryuma girmeden yada güneş altına çıkmadan mutlaka cilde uygulanması yararlı olur. AC-11, hem cilde kozmetik olarak doğrudan uygulanabilir hem de ağız yolu ile kullanılabilir. " diye ekleyen Dr. Yaman Er'in anlattıklarına bakılırsa AC-11 in adını ve bunu içeren ürünleri bundan sonra sık duyacak ve gündeme taşıyacağız gibi görünüyor.
OKSANTE
Anasayfa'ya dön >
Oksante A.Ş. Diagnostik ve Klinik Hizmetler
Direktörü Dr. Hakkı Kumuşoğlu'nun
basında çıkan yazıları:
Hülya Dergisi - De Novo Köşesi
- GÜNEŞİN ZARARLI ETKİLERİYLE YIL BOYU MÜCADELE - Eylül
2008
- AC-11 CİLT YAŞLANMASINA KARŞI - Nisan 2008
- GÜNEŞ IŞINLARI VE YAŞLANMA - Mart 2008
- OKSİDATİF STRES - Şubat 2008
- İNSÜLİN DİRENCİ VE ÜREME SAĞLIĞI - Ocak 2008
- MEDİKAL ESTETİKTE IŞINLAR – Şubat 2007
- MEDİKAL ESTETİKTE GÜVENİLİR ENERJİ KAYNAĞI: RADYO FREKANSI
– Ocak 2007
- KRONOBİYOLOJİ – Aralık 2006
- AVRUPA ANTİ – AGİNG KONGRESİ ve MOZART’IN 250. DOĞUM
GÜNÜ – Kasım 2006
- REFLÜ : BASİT BİR ŞİKAYET Mİ YOKSA HASTALIK MI? – Ekim
2006
- TEDİRGİN BEKLEYİŞTEN YÖNETİLEBİLİR YAŞAM SÜRECİNE : MENOPOZ
– Temmuz 2006
- DÜNYADAN ANTI - AGING TARTIŞMALARI – Mayıs 2006
- DİŞLERİNİZE “ANTI-AGING” – Nisan 2006
- MENOPOZ VE SOYA – Ocak 2006
- TÜRKİYE’NİN İLK Anti – Aging KONGRESİ – Aralık 2005
- KARŞI YAŞLANMA VE UZUN ÖMÜR – Kasım 2005
- SAĞLIKLI YAŞAM VE GENETİK – Ekim 2005
- KORUYUCU HEKİMLİK’TEN KORUYUCU GENETİK’E DEĞİŞEN KAVRAMLAR
– Eylül 2005
- YAYGIN GECE RAHATSIZLIĞI : HORLAMA – Mayıs 2005
- OSTEOPOROZ VE GENETİK YATKINLIK – Şubat 2005
- STATİNLERİN ARTAN ÖNEMİ – Eylül 2004
- SAĞLIKLI TATİLLER – Haziran 2004
- KORUYUCU HEKİMLİK VE FARMAKOGENETİK – Mayıs 2004
- GENETİK PROFİLİNİZ VE SİZE ÖZEL İLAÇ TEDAVİSİ – Nisan
2004
- GÜZELLİK VE ESTETİK AMAÇLI UYGULAMALARDA AB STANDARTLARI
– Eylül 2003
- KÖK HÜCRELER : UMUDUN YENİ ADRESİ Mİ ? – Haziran 2003
- RAHİM AĞZI KANSERİ VE HPV ENFEKSİYONU : VİRÜSLER HER
TAŞIN ALTINDA – Eylül 2002
- KOZMETİK DERMATOLOJİ’DEN ANTI-AGING’E TIPTA YENİ AÇILIMLAR
– Ağustos 2002
Hülya Dergisi, Milenyum ve Biyoteknoloji Köşesi
- ÇAĞIN BİLİMİ ÇAĞIN VEBASINA KARŞI – Haziran 2002
- MEME KANSERİ : RİSKİN BİLİNMESİ VE ERKEN TANI – Temmuz
2002
- MEME KANSERİ : GENETİK FAKTÖRLER – Ağustos 2002
- MEME KANSERİ : TEDAVİ VE GENETİK ANALİZLER – Eylül 2002
- TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER VE GENETİK FAKTÖRLER – Ekim 2002
- KISIRLIKTA ERKEK FAKTÖRÜ VE GENETİK ANALİZLER – Kasım
2002
- KAN HASTALIKLARI VE GENETİK ANALİZLER – Ocak 2003
- KALP – DAMAR HASTALIKLARI VE GENETİK ANALİZLER – Nisan
2003