Geçen yazıyı Ekim ayında Viyana’da düzenlenen Avrupa Anti-Aging Kongresi’nden bahsetmiş ve kongreye damgasını vuran önemli tıbbi yeniliklere bu sayıda değineceğimi söyleyerek bitirmiştim. Kasım ayında ise ülkemizde ilki geçen yıl düzenlenen İstanbul Anti-Aging ve Medikal Estetik Kongresi’nin ikincisi yapıldı. Bu kez de, son derece yoğun ilgi ve katılımın olduğu bu kongreyle ilgili izlenimleri gelecek sayıya bırakarak; önemi eskiden beri bilinmekle birlikte uygulama alanı giderek artan ve özellikle de anti-aging uygulamalarında öne çıkan bir kavramdan, “kronobiyoloji”’den söz etmek istiyorum.
Kronobiyoloji, organizmamızda 24 saatlik döngülerle; uyku, uyanıklık, hormon salgılaması, kan basıncı ve vücut ısısı gibi pek çok yaşamsal fonksiyonu aynı ritmle düzenleyen sistemle ilgilenen bilim dalı olarak tanımlanabilir. Bir başka deyişle vücudumuzdaki biyolojik saat ve bunun fonksiyonlarıdır.
Bu döngüye en iyi örneği gece ve gündüz ile uyku ve uyanıklık saatlerimizin birbiriyle örtüşen ritmi oluşturmakta kuşkusuz.Gece vardiyasında çalışan, gece nöbeti tutanlar ve atlantik aşırı uçak seyahati yapanlarda görülen ritm kaymalarından da anlaşılabileceği gibi insan biyolojik saatinin ayarında ışık yada gündüz-gece ayırımı çok önemli. Hemen akla gelebileceği gibi gündüz-gece farkını ayırdedemedikleri için körlerde çok sık karşılaşılan bir sorun olarak ortaya çıkmakta bu ritm kaymaları.