ÇAĞIN BİLİMİ ÇAĞIN VEBASINA KARŞI

Biyoteknolojinin hızlı gelişimi, 21inci yüzyılın bilim dalı olarak kabul edilen “genetik” biliminin , geride bıraktığımız yüzyılda “çağın vebası” olarak adlandırılan kanser hastalığıyla savaşımdaki fonksiyonunun günden güne artmasında kuşkusuz en önemli etken.

Günümüzde genetik analizler yalnızca tanı amaçlı değil, tedavinin seçimi ve tedavinin başarısının takibi gibi amaçlarla da yaygın olarak kullanılmakta. Hatta kalıtsal olduğu bilinen bazı kanser türleri için genetik yatkınlığın saptanması da mümkün olabilmekte.

Peki ama kanser ailevi geçiş gösteren (kalıtsal) bir hastalık mı? GenMer Genetik Tanı Merkezi, genetik uzmanlarından Dr. Yavuz Hakan Özön konuyla ilgili olarak bizi bilgilendirdi : “Kanser bugün bilinen pek az türü dışında ailesel geçiş gösteren yani kalıtsal bir hastalık değil, ancak basit bir anlatımla hücrelerin kontrol edilemez bir biçimde çoğalması anlamına gelen kanserin kökeninin genetik olduğunu, hücrelerin çoğalması ve büyümesi genlerin kontrolünde olduğu için rahatlıkla söyleyebiliriz.Yani kalıtsal olmasa da her kanser hücresinde bir yada birden fazla geni etkileyen bir bozukluk mutlaka söz konusudur. Günümüzde ilaç endüstrisi en büyük yatırımı kanser ilaçlarına yapmakta ve bu ilaçlar etkisini kansere neden olan genetik bozukluğa göre göstermektedir. Böylece genetik analizler yardımıyla en doğru tedavi seçilebilmekte ve tedavinin başarısı da tekrarlayan analizlerle izlenebilmektedir.”

Bazı türlerinin kalıtsal olduğu bilinen kanserlere örnek olarak meme, yumurtalık ve kalın barsak ( kolon ) kanserini sayabiliriz. Bunlarla ilgili genetik yatkınlığın belirlenmesi ne derece mümkün? Etik ve moral değerler açısından ne kadar doğru? Bunlara da konunun uzmanlarının görüşleriyle birlikte önümüzdeki sayıda değineceğim.