Son zamanlarda medyada en çok yer alan konulardan biri “kök hücreler” ve bunun tedavide kullanımının yarattığı mucizevi sonuçlar. Aslında geleceğe yönelik projeksiyonlar, yani henüz araştırma aşamasında olan yeni, olası kullanım alanları bundan da çok ilgi çekiyor. Günümüzde, bir yandan, kök hücrelerin değişik kaynaklardan eldesi ve çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanımı sürerken, bir yandan da, bilim dünyası bunun etiğini tartışıyor.
Kök hücreler bilindiği gibi vücudumuzdaki pek çok farklı hücrenin gelişimine öncü olan, “multipotent” diye adlandırabileceğimiz temel hücreler. Bunlara tüm kan hücreleri yani kırmızı küreler, beyaz küreler, kanın pıhtılaşması ile ilgili hücreler ve insan vücudunun savunma mekanizmasını oluşturan tüm bağışıklık sistemi hücreleri de dahil. Modern tıp işte bu hücrelerin nakli yoluyla bugün lösemiler, Hodgkin hastalığı ve diğer lenfomalar gibi kanserleri ; yetersiz sayıda kök hücre veya diğer kemik iliği hücrelerinin bulunmasının neden olduğu aplastik anemi gibi kansızlık hastalıklarını ; genetik geçişli ve anormal kemik iliği hücrelerinin neden olduğu Talassemi (akdeniz anemisi), orak hücreli anemi, Gaucher gibi hastalıkları tedavi edebilmekte. Bunların dışında, sinir sistemi hücrelerinin tahribatıyla oluşan MS gibi nöro-dejeneratif hastalıklarda; kas, kemik ve karaciğer hücrelerinin yenilenmesinin gerektiği durumlarda; yaşlanmaya bağlı olarak kaybolan hücrelerin yeniden sağlanmasında ve AIDS, otoimmun hastalıklar gibi bağışıklık sistemi ile doğrudan ilgili hastalıklarda kullanılabilmesi için çalışmalar sürmekte ve gelişmeler umut verici.
Peki, bu hücreleri ne şekilde elde edebiliriz, ne şekilde saklayabilir ve ne şekilde kullanabiliriz? İşte, hem araştırmaların, hem de tartışmaların yoğunlaştığı konular da bunlar. Bu hücreler normal erişkinlerin dokularında da bulunduğundan, sağlıklı vericilerden alınan kemik iliğinin uygun doku grubundan hasta kişilere nakli ile tedavinin gerçekleştirilmesi bugün en yaygın olarak kullanılan yöntem. Bu amaçla aynı aileden doku grubu uygun bir kişiden kemik iliği nakli yapılabileceği gibi, dünyada mevcut kemik iliği bankalarından elde edilebilecek uygun doku grubundan bir kemik iliği de nakledilebiliyor. Kemik iliğinde fayda umulan en önemli komponent kök hücreler olduğundan ve bir erişkinden elde edilen kök hücreler zaman içerisinde çeşitli iç ve dış etkenlerle farklılaşmış olabileceğinden beklenen etkiyi göstermeme olasılığı buradaki en önemli sorun olarak karşımıza çıkıyor. Buna alternatif olarak bebeğin doğumunda göbek kordonundan alınan kanda bulunan kök hücrelerin gelecekte bu kişide oluşabilecek hastalıklarda kullanılmak veya aynı aileden uygun doku grubundaki hasta bir bireyde kullanılmak üzere saklanması en çok tercih edilen yöntem. Buradaki sorun ise kök hücrelerin ne kadar süreyle saklanabileceğinin, daha doğrusu ne kadar süre sonra da aynı etkiyi gösterebileceğinin şu an için bilinmiyor olması. Bu belirsizliğe rağmen bugün pek çok aile bebeklerinin göbek kordon kanını sayıları hergün artan kordon kanı bankalarından birinde saklatıyor. Diğer bir yöntem, tüp bebek uygulaması sonrasında anneye transfer edilmeyen embriyolardan kök hücrelerin elde edilmesi olarak karşımıza çıkıyor.Burada, elde edilen kök hücreler tüm organların gelişimine öncülük eden hücreler olduğundan, umulan yarar da daha fazla iken bu kez de embriyo canlı bir organizma kabul edildiğinden ve bu işlem embriyonun yaşamının sonunu getireceğinden, bu konuda araştırma yapılmasına bile bilim dünyasından itiraz sesleri yükseliyor.
Kök hücrelerin tedavide kullanımının yaygınlaşması ne kadar önemli ise bunun ticari bir meta haline gelmemesi ve kötüye kullanımının önüne geçilmesi için tüm dünyada gerekli yasal düzenlemelerin aynı anda yapılması ve uygulanmasının da o kadar önemli olduğu herhalde tüm tartışmaların sonucunda varılacak ortak nokta olacaktır.