Teknolojinin gelişmesi, modern tıbbı, insanlığın bir zamanlar çağın vebası diye adlandırılan kanser hastalığı ile savaşta hem erken tanı olanaklarının artması, hem de daha etkin tedavi yöntemleri ile eskisinden çok daha güçlü bir konuma getirdi. Yine gelişen teknoloji bize gösteriyor ki, pek çok hastalıktan sorumlu olan ve günümüzde hala kesin olarak tedavisi mümkün olmayan virüs enfeksiyonları bazı kanserlerin oluşumundan da sorumlu. Virüslerin insanlığın başına açtığı dertlerin ne derece büyük olduğunu anlamak için AIDS hastalığının etkeninin HIV adlı bir virüs olduğunu, Hepatit B virüsü ile ilgili medyada sıklıkla rastlanan haberleri ya da çok yakından bildiğimiz gibi basit bir nezle yada gribal enfeksiyonun bizi ne hale getirdiğini hatırlamak yeterli. Üstelik virüsler vücuda girdikten sonra yıllar boyu sessiz kalıp daha sonra hastalık oluşturabiliyorlar ve bu süre içinde çeşitli yollarla insandan insana bulaşarak yayılıyorlar.Yani, hem korunmak hem de taşıyıcılığın veya enfeksiyonun bir an önce tesbit edilmesi çok önemli.
Ülkemizde kadınlarda
en sık rastlanılan jinekolojik kanser olduğu kabul edilen rahim ağzı (cervix)
kanserini ve Human papilloma virus (HPV) adlı virüsün bundan ne derece sorumlu
olduğunu İstanbul Memorial Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlarından
Op. Dr. Melih Aygün ile konuştuk. Dr. Aygün 1992 – 1994 tarihleri arasında Viyana
Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde başladığı Kadın Hastalıkları ve Doğum ihtisasını
1994 – 1997 tarihleri arasında İstanbul Zeynep Kamil Hastanesi’nde tamamlamış
ardından da yine Viyana Üniversitesi’nde “Üreme Sağlığı ve İnfertilite” alanında
çalışmış.Ayrıca,1995 yılında üç ay süre ile Viyana Üniversitesi Jinekolojik
Patoloji Enstitüsünde yaptığı çalışma, rahim ağzı kanserleri ve HPV enfeksiyonlarını
onun ilgi alanlarından biri haline getirmiş. Konuyla ilgili görüşleri ise şöyle
: “Kadınlarda rahim ağzı kanserleri öncelikle kendisini buradaki hücrelerde
kansere öncül (prekanseröz) birtakım mikroskobik değişimlerle gösterir.Periyodik
jinekolojik muayeneler sırasında yapılan PAP-smear testi ile bu değişiklikler
erken dönemde saptanabilmektedir.Böylece daha sık kontrol, önlemler alınması
ve erken tedavi mümkün olmaktadır.Araştırmacılar sözünü ettiğim bu hücresel
değişiklikleri gösteren hastaların %80’inde HPV enfeksiyonu saptamışlardır.HPV
taşıyan kadınların %15-28’inde ortalama iki yıl içinde serviks kanseri gelişme
riski bulunmaktadır.HPV,toplumda yaygın olarak bulunan ve cinsel ilişki ile
bulaşan virüslerden en sık rastlananıdır. 70’ten fazla tipi vardır ve 30’dan
fazla tipi cinsel organlar çevresinde oluşan siğillere (kondilom) yol açar ve
servikal, vajinal ve dış genital bölge kanser ve tümörlerine eşlik eder. HPV’nin
bazı tipleri ise serviks kanseri oluşumu açısından yüksek riskli kabul edilirler.Günümüzde
artık yalnızca HPV’nin varlığı değil, hangi tip olduğu da moleküler biyolojik
yöntemlerle saptanabilmektedir.Ülkemizde de son birkaç yıldır uygulanabilmekte
olan en geçerli yöntem rahim ağzı hücrelerinden bu virüsün DNA’sının elde edilmesi
ve DNA dizi analizi yöntemiyle bilinen bütün tipleriyle karşılaştırılarak genotipinin
belirlenmesidir.İşte bu yüzden, hanımlara yılda en az bir kez PAP-smear testi
yaptırmalarını ve problem tesbit edildiğinde veya genital bölgede siğiller oluşması
durumunda, HPV enfeksiyonu varlığı ve varsa genotipinin araştırılmasını gelecek
günlere daha güvenle bakabilmek açısından önermekteyiz