Geçtiğimiz ay ülkemizde ikincisi düzenlenen Anti-Aging ve Medikal Estetik Kongresi’nde tüm dünyadaki benzerlerinde olduğu gibi bilimsel oturumlar kadar –hatta daha fazla- fuar alanı ilgi topladı. Sergi alanındaki katılımcılara baktığınızda ise yine dünyadaki benzerlerinde olduğu gibi Medikal Estetik firmaları çoğunluğu oluşturmaktaydı. Bunun en başta gelen nedeni dış görünüşü değiştiren ve kısa sürede sonuç veren ürün ve yöntemlere olan talebin sağlıklı yaşam ve hastalıklardan korunmaya yönelik olanlardan daha fazla olması.
Bu sayfada sıklıkla yer alan sağlıklı yaşam ve önleyici tıp konuları yanında daha önce çok az değindiğim “medikal estetik” konusuna da konunun uzmanlarının bilgi ve görüşlerini aktararak yer vermek istiyorum. Başlangıç olarak ele almak istediğim ve en yaygın kullanım alanına sahip medikal estetik amaçlı ışınlarla ilgili olarak, Clinica, Biyokimya ve Medikal Estetik Uzmanı Dr. Ayşegül Çoruhlu şunları söyledi:
“Görünen güneş ışığından daha kısa dalga boyundaki ışınlar zararlıdır. X-ray ve gamma ışınları gibi. Bunlar kanserojendir. Güneş ışığından daha uzun dalga boyları ise zararsızdır. Microwave ve radyo- tv frekansı ışınları gibi. Bu ışın enerjileri hücre DNA’sına etki edemez, yani kanser yapıcı değildir. Bunlara Non-İyonizan ışınlar diyoruz. Dalga boyu arttıkça ışığın icerdiği enerji ve dolayısıyle zararlı etkileri de azalır. Örneğin, Lazer enerjisini kullanan cihazlar güneş ışıgındaki çeşitli renklerin dalga boylarındadır.Tek dalga boyu ve tek renk hedeflidirler. Radyo (RF) ise daha uzun dalga boyuna sahiptir. Radyo frekansı cihazları ‘Termal etki’ ile çalışır.Yaptığı şey; istenen dokuyu ısıtmak, dokuda kan dolaşımının artması, doku kollajeninin yenilenmesinin hızlandırılmasıdır. Renk hedefli olmadığından cilt yüzeyinde tutulmazlar. En koyu renkli ciltte de güvenle kullanılabilirler.
RF medikal estetikte kullanılmaya başlandığında ‘Unipolar’ denilen tipte olan, yani cihazın bir ucundan enerji verilen ama geri alınamayan kontrolsüz bir enerji dolaşımına sebep olan cihazlar kullanılmaktayken; şimdi, ‘kontrollü bipolar RF’ cihazları bunların yerini almıştır. Bu cihazların teknolojisi, enerjiyi istenen yere gönderip aynı yerden tekrar geri almayı sağlamaktadır. Bu sayede enerjini vucütta kontrolsüz yayılması engellenebilmektedir. Cihaz üzerindeki ‘active dermal monitoring’ sistemi, her atıştan sonra dokunun kac derece ısındığını ölçerek, yanlışlıkla aynı yere fazla atış yapılmasını engeller.Uygulama başlığındaki sensörler cihazın cilde tam temas etmediği durumlarda atışları engeller.Tüm bu teknolojiler, Bipolar RF cihazlarını en kontrollü, güvenilir ve daha acısız bir uygulama haline getirmiştir.”
Bipolar RF, cihazlarının şimdiden medikal estetiğin en büyük yardımcısı durumunda olduğunu ve bu cihazlarla yapılan Foto Facial RF diye tanımlanan yöntemin ilk ve tek FDA (Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi) onaylı ‘kollagen stimülasyonu yoluyla kışıklık tedavisi’ sistemi olduğunu vurgulayan Dr. Çoruhlu, bu teknolojinin uygulama alanlarını da “ kırışıklık tedavisi, leke tedavisi, epilasyon-özellikle açık renk yüz bölgesi tüylerinde-, selülit tedavisi, cilt sıkılaştıma ile face-lift tedavileri olarak” sıralıyor. Anlaşılıyor ki bu uygulamaları yaptıracak olan kişilerin de kullanılacak cihazın “bipolar” olup olmadığını sorgulamasında yarar var.