Geçtiğimiz ayki farmakogenetik konulu yazı okuyucularımızdan büyük ilgi gördü. Sizlerden gelen soruların başında da kimlerin farmakogenetik analiz yaptırması gerektiği, bu analizin nerelerde uygulanabildiği, bu konuda kimin kendilerine yol göstermesi gerektiği soruları yer alıyordu. O yüzden bu sayıda da bir uzman görüşüne yer vererek, sorularınızı yanıtlamak ve konuya devam etmek istiyorum
Kısa bir hatırlatma amacıyla, farmakogenetik analizde ilaç ve diğer dışardan alınan maddelerin çoğunun metabolizmasında ve vücuttan atılımında görev yapan “Sitokrom P450 (CYP)” enzim sistemine mensup bir grup enzimin, bunları oluşturan genlerdeki yapısal farklılıklara göre sınıflandırıldığını ve ortaya çıkan “genomik profil”e göre 150’den fazla ilaca yönelik kişisel yanıt; bu ilaçların birbirleriyle etkileşimleri; besin maddeleriyle ilaçların etkileşimleri; hatta çay, kahve, sigara ve alkolün birbirleriyle ve ilaçlarla etkileşimleri hakkında kişiye yaşamı boyunca rehber olabilecek kişisel genetik bilgi sağlayabildiğini, bu bilginin hekimlerin “hastaya özel” tedavi uygulamalarına olanak tanıdığını tekrarlamakta yarar var.
Söz konusu analizleri uygulamakta ve bu hizmeti pek çok ülkeye de ulaştırmakta olan Global Genetics adlı çokuluslu bir laboratuar organizasyonunun Türkiye’deki “Klinik Sorumlusu” misyonunu üstlenen ve İstanbul Amerikan Hastanesi, Genetik Bölümü Başkanı olan Dr. Nesrin Erçelen farmakogenetiğin önemini şöyle vurguluyor: “Hastalıklarla savaşımın en ideal şeklinin hiç hastalanmamak olduğunu öteden beri vurgulamakta ve bu konuda modern tıbbın yol gösterici faaliyetlerine “koruyucu hekimlik” demekteyiz. Bu konuyla en aktif biçimde uğraşan bilim dallarından biri de “genetik”tir. Son yıllarda genetik danışmanın artık günlük yaşantımızın önemli bir parçası haline geldiğini görmekteyiz. Farmakogenetiğin gelişimi işte bu alanda bir dönüm noktası niteliğindedir. Sağlıklı bir kişinin hastalıkla karşılaşmadan önce kişisel genetik özelliklerinin bilinebilmesi; kullandığı çay, kahve, bitki özleri, sigara gibi maddelere olan reaksiyonu ve bunların birbirleriyle etkileşimleri hakkında uyarılarak günlük yaşantısı ve diyetini düzenlemeye yardımcı olunması ve nihayet hastalıkla karşılaşmadan önce hangi ilacı vücudunun ne şekilde tolere edeceğini bilerek, hastalık oluştuğunda hem en doğru ilacın seçilmesi, hem de en optimum dozla maksimum etki sağlanabilmesi koruyucu hekimliğin en etkin biçimde uygulanmasından başka bir şey değildir. İşte, bu yüzden de farmakogenetik etik olarak izin verilmiş ilk genotipleme olmuştur.”
Kişisel genetik özelliklerini bilmek isteyenlerin mutlaka bir hekime müracaat etmesi gerektiğini belirten Dr. Erçelen, analiz sonucu ortaya çıkan bulguların yorumunun da mutlaka hekimler tarafından yapılmasının önemine işaret ediyor. Bakalım koruyucu hekimlik uygulamalarındaki bu gelişmelerin yaygınlaşması günlük hayatımızı ne kadar farklılaştıracak.