STATİNLERİN ARTAN ÖNEMİ

Modern tıbbın gelişim hızına hep birlikte tanık olmaktayız. Ancak hiçbir gelişme sanıldığı kadar hızlı olmamakta, uzun süren laboratuar araştırmalarını klinik deneyler takip etmekte, nihayet elde edilen sonuçlar hem bilimsel, hem de etik açıdan tıp çevreleri ve ilgili kişi ve kurumlar arasında uzun uzun tartışılmakta, ve ancak bir konsensus sağlandığında da bu yeni bir uygulama şeklinde karşımıza çıkmakta. Medya da bu tartışmalarda önemli bir unsur olarak yer alıyor. Ama çoğu kez karşılaştığımız haberler bir sonuçtan ziyade araştırılmaya veya tartışılmaya muhtaç hipotezler veya öneriler oluyor. İşte karşılaştığımız sağlıkla ilgili haberleri bunun bilincinde olarak yorumlamakta yarar var.

Hem buna iyi bir örnek teşkil edeceğini düşündüğüm, hem de çok yaygın ve önemli bir hastalık grubunu ilgilendirdiği için “statinler” olarak adlandırdığımız bir ilaç grubu ile ilgili güncel tartışmalara ve yaklaşım farklılıklarına değinmek istiyorum.

Kalp – Damar Hastalıkları günümüzde gelişen tüm erken tanı ve tedavi yöntemlerine rağmen halen en sık ölüm nedeni olarak karşımıza çıkmakta. Daha önceki yıllarda kadınlarda erkeklerden daha seyrek karşılaşıldığı düşünülmekteyken, artık bunun böyle olmadığı hatta kalp krizinden ölüm oranı dikkate alındığında kadınların erkeklerden daha yüksek bir tehdit altında olduğu görülmektedir. Kalp - damar hastalıklarına yakalanma riskini diyetten yaşam stiline kadar pek çok kişisel faktörler; genetik yatkınlıktan, çeşitli sistemik ve metabolik hastalıklara kadar genel sağlık durumu ve çevresel faktörler etkilemektedir. İşte bu risk faktörlerinden biri olan yüksek kan kollesterol düzeyi diyet ve yaşam stilinin düzenlenmesi ile arzu edilen sınırlara indirilemediğinde kullanılan ilaç seçeneklerinden birini de “statinler” denen grup oluşturuyor. Yapılan araştırmalar statin kullanımının kalp krizi ve inme riskini üçte bir oranında azalttığını gösteriyor. İşte, bu da İngiltere’de “Heart UK” ‘in 2004 yılı toplantısında şu konunun tartışmaya açılmasına neden olmuş. “Evet, kalp-damar hastalıklarından korunmak için diyet uygulanmalı, yaşam stili ideal hale getirilmeli; Evet, çoğumuz aşırı yağlı ve sağlıksız besleniyoruz, egzersiz yapmıyoruz ama yine de günümüzde statin kullanması gereken insan sayısı bunu kullananların sayısının çok çok üstünde. O halde neden statini toplumun kullanımına yaygın olarak sunmayalım, mesela içme sularına niçin katılmasın?” Bu ilginç öneriyi getirenler elbetteki ortaya destekleyici birtakım istatistiksel veriler de koymuşlar. Bu görüşe karşı olan grup ise statinleri kalp-damar hastalıkları için risk taşıyanların kullanması gerektiğine katılmakla birlikte, bazı ciddi yan etkilerinin bu riski taşımayanlarca göz ardı edilmemesi gerektiğini savunmuşlar. Özelliklede henüz hiç risk taşımayan çocukları bu kez de statinlerin yan etkilerinden korumak için “statinsiz” içme suları mı satılması gerekecek diye sormuşlar. Elbette ki bu tartışma sonunda ortaya atılan önerinin hemen taraftar bulmasına imkan görünmüyor. O halde bu örneği niye verdim?

Çünkü, aynı günlerde bu kez Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin yıllık toplantısında sunulan iki ayrı çalışmada statin kullanan kişilerde kalın barsak ve prostat kanseri oluşma olasılığının azaldığının tesbit edildiği bildirilmiş. Yani, bu sonucun doğrulanması durumunda kalp – damar hastalıklarından korunmada yalnızca risk grubundaki kişilerce kullanılması uygun görülen statinlerin bu kez ana amacı dışında bazı kanser türlerinden korunmak için yaygın olarak kullanılması tartışmaya açılacaktır büyük olasılıkla.

O yüzden, her zaman için en doğru olan gelişmelere ilgimizi kaybetmeksizin, tartışmalar sonucunda oluşacak konsensusu beklemek olacaktır.

OKSANTE Anasayfa'ya dön >

Oksante A.Ş. Diagnostik ve Klinik Hizmetler Direktörü Dr. Hakkı Kumuşoğlu'nun basında çıkan yazıları:
Hülya Dergisi - De Novo Köşesi
- GÜNEŞİN ZARARLI ETKİLERİYLE YIL BOYU MÜCADELE - Eylül 2008
- AC-11 CİLT YAŞLANMASINA KARŞI - Nisan 2008
- GÜNEŞ IŞINLARI VE YAŞLANMA - Mart 2008
- OKSİDATİF STRES - Şubat 2008
- İNSÜLİN DİRENCİ VE ÜREME SAĞLIĞI - Ocak 2008
- MEDİKAL ESTETİKTE IŞINLAR – Şubat 2007
- MEDİKAL ESTETİKTE GÜVENİLİR ENERJİ KAYNAĞI: RADYO FREKANSI – Ocak 2007
- KRONOBİYOLOJİ – Aralık 2006
- AVRUPA ANTİ – AGİNG KONGRESİ ve MOZART’IN 250. DOĞUM GÜNÜ – Kasım 2006
- REFLÜ : BASİT BİR ŞİKAYET Mİ YOKSA HASTALIK MI? – Ekim 2006
- TEDİRGİN BEKLEYİŞTEN YÖNETİLEBİLİR YAŞAM SÜRECİNE : MENOPOZ – Temmuz 2006
- DÜNYADAN ANTI - AGING TARTIŞMALARI – Mayıs 2006
- DİŞLERİNİZE “ANTI-AGING” – Nisan 2006
- MENOPOZ VE SOYA – Ocak 2006
- TÜRKİYE’NİN İLK Anti – Aging KONGRESİ – Aralık 2005
- KARŞI YAŞLANMA VE UZUN ÖMÜR – Kasım 2005
- SAĞLIKLI YAŞAM VE GENETİK – Ekim 2005
- KORUYUCU HEKİMLİK’TEN KORUYUCU GENETİK’E DEĞİŞEN KAVRAMLAR – Eylül 2005
- YAYGIN GECE RAHATSIZLIĞI : HORLAMA – Mayıs 2005
- OSTEOPOROZ VE GENETİK YATKINLIK – Şubat 2005
- STATİNLERİN ARTAN ÖNEMİ – Eylül 2004
- SAĞLIKLI TATİLLER – Haziran 2004
- KORUYUCU HEKİMLİK VE FARMAKOGENETİK – Mayıs 2004
- GENETİK PROFİLİNİZ VE SİZE ÖZEL İLAÇ TEDAVİSİ – Nisan 2004
- GÜZELLİK VE ESTETİK AMAÇLI UYGULAMALARDA AB STANDARTLARI – Eylül 2003
- KÖK HÜCRELER : UMUDUN YENİ ADRESİ Mİ ? – Haziran 2003
- RAHİM AĞZI KANSERİ VE HPV ENFEKSİYONU : VİRÜSLER HER TAŞIN ALTINDA – Eylül 2002
- KOZMETİK DERMATOLOJİ’DEN ANTI-AGING’E TIPTA YENİ AÇILIMLAR – Ağustos 2002

Hülya Dergisi, Milenyum ve Biyoteknoloji Köşesi
- ÇAĞIN BİLİMİ ÇAĞIN VEBASINA KARŞI – Haziran 2002
- MEME KANSERİ : RİSKİN BİLİNMESİ VE ERKEN TANI – Temmuz 2002
- MEME KANSERİ : GENETİK FAKTÖRLER – Ağustos 2002
- MEME KANSERİ : TEDAVİ VE GENETİK ANALİZLER – Eylül 2002
- TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER VE GENETİK FAKTÖRLER – Ekim 2002
- KISIRLIKTA ERKEK FAKTÖRÜ VE GENETİK ANALİZLER – Kasım 2002
- KAN HASTALIKLARI VE GENETİK ANALİZLER – Ocak 2003
- KALP – DAMAR HASTALIKLARI VE GENETİK ANALİZLER – Nisan 2003