Horlama kişisel bir özellik mi, tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık mı? Yoksa önemli bir hastalığın belirtisi mi? Yalnız horlayana değil yanında uyuyan kişiye hatta komşu odalara da rahatsızlık verebilen bir sorunun ne kadar yaygın olduğu konusunda kimsenin bir şüphesi yoktur sanırım. İşte bu nedenle irdelemeye değer bulduğum bu konuda konuştuğum Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı, Doç. Dr. Hasan Tanyeri, 1990 yılında Hacettepe Tıp Fakültesinde tamamladığı KBB ihtisasının ardından 10 yıl süreyle ABD’de çalışmış ve bu arada “burun ve sinüs hastalıkları” konusunda üst ihtisas yapmış. Dr. Tanyeri, “Horlama, tıkanmaya yatkın bir hava yolunun belirtisidir. Gerçekte, horlama sesi, daralmış hava yollarında vücudun fazlasıyla çaba harcayarak nefes almaya çalışmasından kaynaklanmaktadır. Uyku sırasında, üst solunum yolunu oluşturan burun, yumuşak damak, küçük dil ve dil kökü gibi yapıların birlikte ya da ayrı ayrı çökmelerinden ve titreşimlerinden kaynaklanan bu tatsız, rahatsız edici gürültü oluşur.” diyor ve “ Ancak, horlama her zaman masum değildir, bazen yaşamı bile tehdit edebilen ‘‘uyku apnesi’’ denilen tehlikeli bir hastalığın belirtisi olabilir.” diye ilave ediyor.
Peki, horlama şikayeti olanlar ne yapmalı? İşte Dr. Tanyeri’nin bu konudaki tavsiyeleri: “Kilolu olanlar, burun içerisinde nefes almaya engel hastalıkları olanlar, boğazda sarkık ve gevşek dokuları olanlar ve genetik olarak horlamaya yatkın olanlar bu sorunla karşı karşıya kalmaktadırlar. Horlama sadece eşleri uykusuz bırakan basit bir sorun değildir. Geceleri horlayan dokular zaman zaman hava yolunu tıkayıp akciğerlere sağlıklı oksijen akışına engel olmakta ve bu olgunun uzun süreli yansımaları da hastalarda yüksek tansiyon, akciğer hastalıkları ve inme gibi serebrovasküler hastalıklara neden olabilir. Bu yüzden mutlaka tedavi edilmesi gerekir.”
Basit horlama ile obstrüktif uyku apne sendromunun ayırd edilmesinin de önemine dikkat çeken Dr Tanyeri “Bu durum uyku sırasında tekrar tekrar nefes durmaları ile karakterize bir hastalıktır. Nefes durmaları sırasında kandaki oksijen düzeyi azalır ve her apnenin ardından saniyeler süren kısa bir uyanıklık dönemi olur. Apneler gece boyunca yüzlerce defa tekrarlayabilir. Bu şekilde her gece onlarca hatta yüzlerce defa uyanan uyku apneli hastalar sık uyku bölünmeleri nedeniyle dinlendirici derin uyku evrelerine geçemezler. Şiddetli horlama,“Obstrüktif uyku apne sendromu”nun en sık görülen belirtilerinden biridir. Horlamanın kısa aralıklarla kesilmesi apnelerin varlığını gösterir. Sabahları yorgun uyanma, ağız kuruluğu, başağrısı, gündüz aşırı uyku hali, kilo alma, depresyon, unutkanlık, dikkat eksikliği, kolay sinirlenme, iş veriminde azalma, cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık görülebilir. Bu olgularda direksiyon başında veya iş yerinde uyuklama, dikkat dağınıklığı nedeniyle trafik ve iş kazalarında önemli artış olduğu, uzun dönemde ise yüksek tansiyon, kalp krizi, kalp yetmezliği, kalpte ritm bozuklukları, felç geçirme riskinin arttığı saptanmıştır.”
Tanı ve tedavi konusunda ise: “Uykuda solunum bozukluklarının tanısı ''polisomnografi'' adı verilen bir uyku testi ile konabilir.Uyku testi ve muayene sonuçlarına göre hastanın yaşam stili ve hastalığın ağırlığı gözönüne alınarak tedavi şekli belirlenir. Öncelikle, tüm hastalar kilo vermeye, uyumadan önce uyku ilacı veya alkol almamaya teşvik edilir Horlama uyku apnesi belirtisi ise, hastalığın derecesine göre cerrahi tedavi veya uykuda solunumu destekleyen cihazlar önerilir. Solunumu destekleyen cihazlar (CPAP) çok iyi bir çözüm olsa da bütün gece burunda bir maskeyle yatmanın gerekmesi ve aletin çıkardığı gürültü nedeniyle çoğu kişi tarafından kullanılamamaktadır. Cerrahi yöntemler horlamayı kesmede çok başarılıdır ancak ağrılı olması dezavantajıdır. Ameliyatsız tedavi yöntemi olan “Radyo Frekans Yöntemi” günümüzde en sıklıkla kullanılmaktadır. Radyofrekans gevşek ve sarkık dokuların içerisini buharlaştırarak zaman içinde sertleşmesine ve dirileşmesine yol açmaktadır. Hastalığın derecesine göre yumuşak damak, dil kökü ve/veya bademciklere en az 2 seans lokal anestezi altında yapılan bu uygulama son derece basittir ve sadece 5-7 dakika sürmektedir. Bu işlem için uygun hastalarda 6 ila 8 hafta içinde horlama yüzde 80 sona ermekte ya da azalmaktadır. Bu yöntemin sayısız avantajları arasında güvenilir ve etkin bir işlem olması, muayenehane şartlarında yapılabilmesi, ameliyat olmadığı için bıçak kullanılmaması ve operasyon sonrası hastada bir rahatsızlık ve ağrı olmaması sayılabilir.” diyen Dr. Hasan Tanyeri’ye ilave olarak bana da herkese iyi uykular dilemek kalıyor.
OKSANTE
Anasayfa'ya dön >
Oksante A.Ş. Diagnostik ve Klinik Hizmetler
Direktörü Dr. Hakkı Kumuşoğlu'nun
basında çıkan yazıları:
Hülya Dergisi - De Novo Köşesi
- GÜNEŞİN ZARARLI ETKİLERİYLE YIL BOYU MÜCADELE - Eylül
2008
- AC-11 CİLT YAŞLANMASINA KARŞI - Nisan 2008
- GÜNEŞ IŞINLARI VE YAŞLANMA - Mart 2008
- OKSİDATİF STRES - Şubat 2008
- İNSÜLİN DİRENCİ VE ÜREME SAĞLIĞI - Ocak 2008
- MEDİKAL ESTETİKTE IŞINLAR – Şubat 2007
- MEDİKAL ESTETİKTE GÜVENİLİR ENERJİ KAYNAĞI: RADYO FREKANSI
– Ocak 2007
- KRONOBİYOLOJİ – Aralık 2006
- AVRUPA ANTİ – AGİNG KONGRESİ ve MOZART’IN 250. DOĞUM
GÜNÜ – Kasım 2006
- REFLÜ : BASİT BİR ŞİKAYET Mİ YOKSA HASTALIK MI? – Ekim
2006
- TEDİRGİN BEKLEYİŞTEN YÖNETİLEBİLİR YAŞAM SÜRECİNE : MENOPOZ
– Temmuz 2006
- DÜNYADAN ANTI - AGING TARTIŞMALARI – Mayıs 2006
- DİŞLERİNİZE “ANTI-AGING” – Nisan 2006
- MENOPOZ VE SOYA – Ocak 2006
- TÜRKİYE’NİN İLK Anti – Aging KONGRESİ – Aralık 2005
- KARŞI YAŞLANMA VE UZUN ÖMÜR – Kasım 2005
- SAĞLIKLI YAŞAM VE GENETİK – Ekim 2005
- KORUYUCU HEKİMLİK’TEN KORUYUCU GENETİK’E DEĞİŞEN KAVRAMLAR
– Eylül 2005
- YAYGIN GECE RAHATSIZLIĞI : HORLAMA – Mayıs 2005
- OSTEOPOROZ VE GENETİK YATKINLIK – Şubat 2005
- STATİNLERİN ARTAN ÖNEMİ – Eylül 2004
- SAĞLIKLI TATİLLER – Haziran 2004
- KORUYUCU HEKİMLİK VE FARMAKOGENETİK – Mayıs 2004
- GENETİK PROFİLİNİZ VE SİZE ÖZEL İLAÇ TEDAVİSİ – Nisan
2004
- GÜZELLİK VE ESTETİK AMAÇLI UYGULAMALARDA AB STANDARTLARI
– Eylül 2003
- KÖK HÜCRELER : UMUDUN YENİ ADRESİ Mİ ? – Haziran 2003
- RAHİM AĞZI KANSERİ VE HPV ENFEKSİYONU : VİRÜSLER HER
TAŞIN ALTINDA – Eylül 2002
- KOZMETİK DERMATOLOJİ’DEN ANTI-AGING’E TIPTA YENİ AÇILIMLAR
– Ağustos 2002
Hülya Dergisi, Milenyum ve Biyoteknoloji Köşesi
- ÇAĞIN BİLİMİ ÇAĞIN VEBASINA KARŞI – Haziran 2002
- MEME KANSERİ : RİSKİN BİLİNMESİ VE ERKEN TANI – Temmuz
2002
- MEME KANSERİ : GENETİK FAKTÖRLER – Ağustos 2002
- MEME KANSERİ : TEDAVİ VE GENETİK ANALİZLER – Eylül 2002
- TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER VE GENETİK FAKTÖRLER – Ekim 2002
- KISIRLIKTA ERKEK FAKTÖRÜ VE GENETİK ANALİZLER – Kasım
2002
- KAN HASTALIKLARI VE GENETİK ANALİZLER – Ocak 2003
- KALP – DAMAR HASTALIKLARI VE GENETİK ANALİZLER – Nisan
2003