Tıp biliminde gelişimin hızına paralel olarak kavramlar da değişiyor. Bunlardan son birkaç yıldır duymaya başladığımız bazıları, gündelik konuşmalarmızın bir parçası oldu bile. Bu sayfada daha önce değinmiş olduğumuz bazı yenilikler bile gelişerek tekrar tekrar gündeme alınmayı hakediyor. İşte hem bu yüzden, hem de sizlerden gördüğü ilgi nedeniyle bu sayıdan başlayarak bazı konulara periyodik olarak değinmek istiyorum.
Hastalıklarla savaşımın en ideal şeklinin hiç hastalanmamak olduğunu öteden beri vurgulamakta ve bu konuda modern tıbbın yol gösterici faaliyetlerine “koruyucu hekimlik” demekteyiz. Bu kavramın elbette çevre ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi gibi önemli sosyoekonomik komponentleri var ama günümüzde insan sağlığı ile ilgili modern tıbbın ve dolayısıyla insanlığın hedeflerine baktığımızda çıtanın bir hayli yükselmiş olduğunu farkediyoruz.
Peki ne istiyoruz? Uzun yaşamak istiyoruz ama yaşlanmak istemiyoruz. Hastalanmak istemiyoruz. Güzel görünmek istiyoruz ama bunun için aç kalmayı yada spor yaparak yorulmayı pek tercih etmiyoruz. Acaba çok mu oluyoruz?
Kozmetik dermatoloji, estetik cerrahi, beslenme ve metabolizma hastalıkları, endokrinoloji, anti-aging, tüm tıbbi laboratuar branşları, farmakoloji ve genetik bu konulara yoğunlaşan tıbbi bilim dalları. Bir de alternatif tıp alanları var bunun yanında tabii. Ortak yaklaşım ise kişiler arasındaki farklılığın temel nedeni olan genlerin tüm yaşam döngüsünde oynadığı rolle ilişkili. Yol haritası da öncelikle genlerin fonksiyonunun çok iyi bilinmesi; sonra insandan insana değişen genetik farklılaşmaya göre kişisel özelliklerin, duyarlılıkların ve hastalık risklerinin saptanabilmesi; daha sonra yaşam biçimi ve alışkanlıkların bu özelliklere göre yeniden dizaynı, gerektiğinde sık tıbbi kontrol ve erken müdahale; son olarak da mümkün olabildiğinde bozuk genetik yapının düzeltilmesi şeklinde.
Kulağımızın aşina olmaya başladığı yeni kavramları bu temel strateji çerçevesinde açıklamak gerekirse:
KORUYUCU GENETİK
Son yıllarda genetik danışmanın artık günlük yaşantımızın önemli bir parçası haline geldiğini görmekteyiz. Sağlıklı bir kişinin hastalıkla karşılaşmadan önce kişisel genetik özelliklerinin bilinebilmesi; kullandığı çay, kahve, bitki özleri, sigara gibi maddelere olan reaksiyonu ve bunların birbirleriyle etkileşimleri hakkında uyarılarak günlük yaşantısı ve diyetini düzenlemeye yardımcı olunması koruyucu hekimliğin en etkin biçimde uygulanmasından başka bir şey değil.
FARMAKOGENETİK
Farmakogenetik bilimi, ilaç ve diğer dışardan alınan maddelerin çoğunun metabolizmasında ve vücuttan atılımında görev yapan “Sitokrom P450 (CYP)” enzim sistemine mensup bir grup enzimi bunları oluşturan genlerdeki yapısal farklılıklara göre sınıflandırmakta ve ortaya çıkan “genomik profil” e göre ilaçlara yönelik kişisel yanıt; bu ilaçların birbirleriyle etkileşimleri; besin maddeleriyle ilaçların etkileşimleri; hatta çay, kahve, sigara ve alkolün birbirleriyle ve ilaçlarla etkileşimleri hakkında kişiye yaşamı boyunca rehber olabilecek kişisel genetik bilgi sağlayabilmektedir. Hekimler de ellerinde bu hastaya özel genetik bilgi olduğunda tedavide uygulayacakları ilaçların etkisini maksimuma çıkarırken, yan etki ve kötü etkileşim olasılığını da minimuma indirebileceklerdir.
KÖK HÜCRE TEDAVİSİ
Kök hücreler vücudumuzdaki pek çok farklı hücrenin gelişimine öncü olan, “multipotent” diye adlandırabileceğimiz temel hücreler. İşte bu hücrelerin nakli yoluyla bugün lösemiler, Hodgkin hastalığı ve diğer lenfomalar gibi kanserleri ; yetersiz sayıda kök hücre veya diğer kemik iliği hücrelerinin bulunmasının neden olduğu aplastik anemi gibi kansızlık hastalıkları; genetik geçişli ve anormal kemik iliği hücrelerinin neden olduğu Talassemi (akdeniz anemisi), orak hücreli anemi, Gaucher gibi hastalıklar tedavi edilebilmektedir. Bunların dışında, sinir sistemi hücrelerinin tahribatıyla oluşan MS gibi nöro-dejeneratif hastalıklarda; kas, kemik ve karaciğer hücrelerinin yenilenmesinin gerektiği durumlarda; yaşlanmaya bağlı olarak kaybolan hücrelerin yeniden sağlanmasında ve AIDS, otoimmun hastalıklar gibi bağışıklık sistemi ile doğrudan ilgili hastalıklarda kullanılabilmesi için çalışmalar sürmektedir.
Bundan sonraki sayılarda diğer yeni kavramlara ve bunların uygulama alanlarına değinmeye devam edeceğim.